艾赫巴里
Sunday, 01 February 2026
Breaking

İran, ABD'nin Körfez'deki "Tehditkar Eylemlerini" Kınadı, Türkiye Diplomasi İçin Devrede

Cumhurbaşkanı Pezeshkian, ABD ile diplomasinin başarısını as

İran, ABD'nin Körfez'deki "Tehditkar Eylemlerini" Kınadı, Türkiye Diplomasi İçin Devrede
Ekhbary Editor
1 day ago
98

Türkiye - Ekhbary Haber Ajansı

İran, ABD'nin Körfez'deki "Tehditkar Eylemlerini" Kınadı, Türkiye Diplomasi İçin Devrede

İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, ABD ile diplomatik ilişkilerin başarılı olmasının, Washington'ın Körfez'deki yoğun askeri yığınağının ardından tehditkar eylemlerine son vermesine bağlı olduğunu vurguladı. Bu açıklama, Ortadoğu'da uzun süredir devam eden gerilimin yeni bir dönüm noktasına işaret ederken, bölgedeki kritik aktörlerden Türkiye'nin diplomatik çabaları uluslararası kamuoyunun odağına yerleşti. Pezeshkian'ın bu sert duruşu, İran'ın ulusal egemenliğini ve bölgesel güvenliğini tehdit ettiğini düşündüğü ABD askeri varlığına karşı Tahran'ın tavizsiz tutumunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Washington'ın Körfez'deki askeri konuşlanmaları, özellikle son yıllarda artan tanker saldırıları, insansız hava aracı düşürme olayları ve Husi isyancılarına yönelik destek iddiaları gibi gelişmelerle birlikte bölgedeki tansiyonu sürekli yüksek tuttu. ABD, bu konuşlanmaların seyrüsefer güvenliğini sağlamak ve İran'ın bölgedeki "istikrarsızlaştırıcı" eylemlerini caydırmak amacını taşıdığını belirtirken, Tahran bunları doğrudan bir tehdit ve bölgesel istikrarsızlığın ana kaynağı olarak yorumluyor. Pezeshkian'ın ifadesi, bu karşılıklı suçlamaların ve askeri gösterilerin diplomatik bir çözüme ulaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Yeni Dönem, Eski Sorunlar: Pezeshkian Yönetiminin Dış Politika Vizyonu

Yakın zamanda göreve başlayan Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, selefi İbrahim Reisi'nin trajik ölümünün ardından İran'ın dış politikasında nasıl bir yol izleyeceği konusunda merak uyandırıyor. Pezeshkian, seçim kampanyası boyunca pragmatik bir yaklaşım sergileyeceğinin ve ekonomik sorunlara odaklanacağının sinyallerini vermişti. Ancak ABD ile ilişkiler konusundaki ilk açıklamaları, İran'ın temel güvenlik endişelerinin ve kırmızı çizgilerinin değişmediğini gösteriyor. Onun "tehditkar davranışlara son verme" çağrısı, Tahran'ın ABD ile herhangi bir diyalog kurmadan önce güven artırıcı adımlar beklediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu, özellikle nükleer anlaşma (JCPOA) etrafındaki çıkmazın devam ettiği bir dönemde, diplomasinin önündeki engelleri daha da karmaşık hale getiriyor.

İran'ın nükleer programı, ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve Tahran'a yönelik ağır yaptırımlar uygulamasıyla birlikte uluslararası ilişkilerde kronik bir sorun olmaya devam ediyor. Pezeshkian yönetimi, ülkenin ekonomik sıkıntılarını hafifletmek için yaptırımların kaldırılmasını önceliklendirirken, Washington'ın askeri baskısı altında müzakere masasına oturmayı zayıflık olarak algılıyor. Bu nedenle, askeri konuşlanmaların ve "tehditkar eylemlerin" sona ermesi, İran için yalnızca bir şart değil, aynı zamanda ulusal onur ve stratejik bir gereklilik olarak görülüyor.

Türkiye'nin Arabuluculuk Rolü: Gerilimi Azaltma Çabaları

Bölgesel bir güç olarak Türkiye, İran ile ABD arasındaki gerilimin azaltılmasında kritik bir rol üstleniyor. Ankara, hem Washington hem de Tahran ile karmaşık ancak işlevsel ilişkilere sahip. Türkiye'nin bu iki güçle olan ilişkileri, onu potansiyel bir arabulucu haline getiriyor. Türkiye'nin diplomatik çabaları, sadece bölgesel istikrarsızlığın önüne geçmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi ekonomik ve güvenlik çıkarlarını da koruma amacı taşıyor. Körfez'deki herhangi bir çatışma, enerji yolları, ticaret ve mülteci akınları gibi konularda Türkiye'yi doğrudan etkileyecektir.

Ankara'nın diplomatik girişimleri genellikle iki ana eksen etrafında yoğunlaşıyor: birincisi, doğrudan çatışmayı önlemek için gerilimi düşürücü mekanizmalar oluşturmak; ikincisi ise, taraflar arasında dolaylı veya doğrudan iletişim kanallarını açık tutmak. Türk yetkililer, hem Washington hem de Tahran'daki muhataplarıyla düzenli temas halinde olarak, her iki tarafın endişelerini ve beklentilerini anlamaya çalışıyor. Türkiye'nin bu rolü, uzun süredir devam eden ve çözüm bekleyen sorunlara barışçıl bir yaklaşım getirme potansiyeli taşıyor. Ankara, geçmişte de benzer bölgesel krizlerde arabuluculuk rolünü üstlenmiş ve bu alanda önemli bir deneyim kazanmıştır.

Türkiye'nin diplomatik liderliği, sadece ABD-İran gerilimiyle sınırlı değil. Ankara, genel olarak Orta Doğu'daki çeşitli çatışma ve anlaşmazlıklarda yapıcı bir rol oynamaya çalışıyor. Bu bağlamda, İran ve ABD arasındaki mevcut çıkmazda Türkiye'nin arabuluculuk teklifi, hem bölgenin hem de uluslararası toplumun istikrara olan ihtiyacını yansıtan önemli bir adımdır. Ancak, bu tür bir arabuluculuğun başarısı, her iki tarafın da uzlaşmaya ne kadar istekli olduğuna ve güven inşa edici adımlar atıp atmayacağına bağlı olacaktır.

Körfez'deki Askeri Varlık ve Bölgesel Dinamikler

ABD'nin Körfez'deki askeri varlığı, sadece İran'ı değil, bölgedeki diğer aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Körfez ülkeleri, İran'ı bölgesel bir tehdit olarak görmekte ve ABD'nin askeri desteğini kendi güvenlikleri için hayati önemde kabul etmektedirler. Bu durum, ABD'nin bölgedeki askeri konuşlanmalarına meşruiyet kazandırırken, İran'ın bu varlığı "işgalci" ve "tehditkar" olarak nitelemesine yol açıyor. Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi, dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin bu boğazdan geçmesi nedeniyle, herhangi bir askeri çatışma riskini küresel ekonomiye yayma potansiyeli taşıyor.

Bölgedeki vekalet savaşları, Lübnan'dan Yemen'e kadar uzanan bir coğrafyada devam eden çatışmalar, ABD-İran gerilimini daha da karmaşık hale getiriyor. Her iki ülke de farklı grupları destekleyerek bölgesel nüfuz mücadelesini sürdürüyor. Bu vekalet savaşları, doğrudan bir çatışmayı tetikleme potansiyeli taşıyan kazaların veya yanlış hesaplamaların riskini artırıyor. Pezeshkian'ın açıklamaları, bu karmaşık bölgesel denklemin bir parçası olarak değerlendirilmeli ve Tahran'ın, ABD'nin askeri gücünün bölgedeki siyasi ve askeri dengeleri kendi aleyhine çevirdiğine dair derin endişelerini yansıtıyor.

Diplomasinin Önündeki Engeller ve Çözüm Yolları

ABD ve İran arasındaki ilişkiler, onlarca yıldır süregelen derin bir güvensizlik ve karşılıklı düşmanlık mirasıyla yüklüdür. Bu, herhangi bir diplomatik girişimin başarısını zorlaştıran temel bir faktördür. Pezeshkian'ın "tehditkar davranışlara son verme" şartı, bu güvensizliğin bir yansımasıdır. Diplomasinin başarılı olabilmesi için, her iki tarafın da somut güven artırıcı adımlar atması gerekmektedir. Bu adımlar arasında, askeri tatbikatların şeffaflığının artırılması, karşılıklı tehdit söyleminin azaltılması ve bölgesel güvenlik mekanizmaları üzerine diyalog başlatılması yer alabilir.

Türkiye'nin arabuluculuk çabaları, bu güven eksikliğini gidermeye yardımcı olabilir. Ankara, taraflar arasında doğrudan bir iletişim köprüsü kurarak, yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmaya ve karşılıklı endişeleri daha açık bir şekilde ifade etmeye olanak sağlayabilir. Ayrıca, küresel güçlerin (Çin, Rusya, Avrupa Birliği) de bu sürece yapıcı bir şekilde dahil olması, diplomatik çözüme ulaşma şansını artıracaktır. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması veya yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturulması gibi uzun vadeli hedefler, ancak mevcut gerilimin düşürülmesiyle mümkün olabilir.

Sonuç olarak, İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian'ın ABD ile diplomasinin başarısını Washington'ın "tehditkar eylemlerine" son vermesine bağlaması, bölgedeki mevcut çıkmazın derinliğini göstermektedir. Bu açıklama, Tahran'ın kendi güvenlik algıları ve ulusal çıkarları konusundaki kararlılığını yansıtırken, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin arabuluculuk çabaları, Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanması için hayati önem taşımaktadır. Diplomasinin önündeki engeller büyük olsa da, karşılıklı anlayış ve güven artırıcı adımlarla gerilimin azaltılması ve nihayetinde kalıcı bir çözüm bulunması için umut ışığı hala mevcuttur. Bölgesel ve küresel aktörlerin ortak çabaları, bu hassas dengede belirleyici olacaktır.