艾赫巴里
Wednesday, 28 January 2026
Breaking

Doğum:“Cehennem Renkleriyle” Boyanan Annelik Sinemada Yer Almıyor

Doğum:“Cehennem Renkleriyle” Boyanan Annelik Sinemada Yer Almıyor
Ekhbary Editor
1 day ago
31

Brezilya - Agência de Notícias

Lizbon'da bir hafta sonu geçiren yazar, üç filmi izledikten sonra anneliği sadece zorluklar ve savaş deneyimiyle özdeşleştiriyor. "Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim", "Öl Benim Sevgilim" ve "Nightbitch" filmleri, anneliği adeta cehennemin renkleriyle resmediyor. Yazarın annesiyle yaptığı dokunaklı telefon konuşması, bu karanlık tabloyu pekiştiriyor. Yazara göre, çocuk sahibi olmak, duygusal ve psikolojik yıpranmasıyla ancak silahlı çatışmalarla kıyaslanabilecek bir savaş deneyimi.

Filmlerde erkek karakterler, ya işe yaramaz ya da psikopat olarak tasvir ediliyor, annelere yardım veya empati yeteneğinden yoksun bırakılıyor. Hatta bir filmde, annenin yaşadığı travma o kadar derinleşiyor ki, bir köpeğe dönüşüyor. Yazar, Nelson Rodrigues'in "annelik kadınları iyileştirir" sözüne katılmayarak, bazı kadınların bu süreçte daha da kötüleştiğini ve kişisel yıkımlarını çocuklarına taşıdığını belirtiyor. Bu durum, Philip Larkin'in "Aileni mahveder, anne baban" dizesini akla getiriyor.

Sinemanın Annelik Algısı: İdealizasyon ve Travma Arasında Bir Salınım

Sinemanın annelik konusundaki temsilinin tarihsel olarak adil olmadığını savunan yazar, geçmişte bu deneyimin aşırı romantikleştirildiğini, gerçek dünyadan uzak, tatlı ve yapmacık tablolar çizildiğini öne sürüyor. Korkular, zorluklar, çıkmazlar ve çaresizlikler bu yanıltıcı anlatılardan hep dışarıda bırakılmış. Ancak yazar, günümüzdeki yeni akımın da eskisi kadar yanıltıcı olduğunu, idealize edilmiş mükemmellikten patolojik bir teröre doğru kaydığını vurguluyor. Bu yeni eğilimin, deneyimlerin aşırı psikologlaşmasından kaynaklandığına inanıyor.

Psikologlaşma, her deneyimin insanı yok edebilecek travmatik bir risk olarak görülmesi anlamına geliyor. Yazar, bunun savaş gibi olağanüstü durumlar için geçerli olabileceğini ancak öğrenmek, evlenmek, çalışmak veya çocuk sahibi olmak gibi sıradan deneyimlerin bile baskıcı ve acımasız bir labirente dönüşebileceğini belirtiyor. Üzüntü, korku ve endişe gibi sıradan duyguların bile ciddi ruhsal hastalık belirtileri olarak etiketlenmesi, bu durumun bir örneği olarak gösteriliyor. Oysa bazen bunlar sadece hayatta olmanın normal sonuçları olabilir.

Psikologlaşmanın en uç ve gülünç örneklerini anlamak için sosyolog Frank Furedi'nin anlattığı "geçiş terapistleri" hikayesini hatırlatıyor. İngiliz hükümetinin, Lordlar Kamarası reformuyla koltuklarını kaybedecek politikacılara, Westminster barından uzaklaşıp günlük yaşama "adapte" olmaları için sunduğu bu hizmet, her şeyden "hayatta kalma" üzerine kurulu bir toplumsal ruh halini yansıtıyor. Çocuklardan, aşklardan, aileden, arkadaşlardan, işten ve hatta mevsimlerden bile travmatik bir şekilde hayatta kalmak...

Franklin Roosevelt'in "Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir" sözüne atıfta bulunan yazar, günümüzde korkudan korkmanın bile bir patoloji olarak görüldüğünü ironik bir dille ifade ediyor. Annelik için doğuştan gelen bir yetenek veya zorunluluk olmadığını vurgulayan yazar, dolu dolu bir hayatın bu aşamayı gerektirmediğini belirtiyor. Ancak çocuk sahibi olmak isteyen kadınların, hakim olan "terapötik kültür" tarafından korkutulmasının büyük bir talihsizlik olacağını ekliyor. Doktor D.W. Winnicott'un görüşlerine paralel olarak, beklentileri düşürmeyi ve sadece "yeterince iyi bir anne" olmayı hedeflemeyi öneriyor. Bu, çocuğun ilk kaçınılmaz bağımlılık döneminden sonra aşırı derecede zarar vermemek, mevcut olmak, istikrarlı bir ortam sağlamak ve asla mükemmelliği hedeflememektir.

Winnicott'un "Anne sevgisi oldukça kaba bir iştir" sözünü alıntılayan yazar, bu sevginin sahiplenme, iştah, çocuk üzerinde uyuşturucu etkisi, cömertlik, güç ve alçakgönüllülük içerdiğini, ancak saflığın tamamen dışında ve annelere itici geldiğini belirtiyor. Geçmişin sineması anneliği olumlu duygusallıkla, günümüz sineması ise olumsuz duygusallıkla günahlandırıyor. Her ikisi de, hayatın olduğu gibi yeterince iyi olan sıradanlığını tolere edemiyor.

Folha'dan seçilmiş köşe yazılarını e-posta ile alın.