Amerika Birleşik Devletleri - Ekhbary Haber Ajansı
İnternet Ütopyasından Veri Çıkarma Gerçeğine: İnternetin Sorunlu Evrimi
Otuz yıl önce, karşı kültür düşünürleri internetin bağımsız bir alan, geleneksel kısıtlamalardan uzak bir dijital sınır olacağını ilan ettiler. Bugün, bu alan büyük ölçüde birkaç güçlü teknoloji şirketi tarafından kontrol ediliyor ve bu da temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bu hayal bir aldatmaca mıydı? Yaygın veri sömürüsünün mevcut gerçekliğine yol açan temel değişimler nelerdi?
İnternetin idealist köklerinden sapmasının öyküsü, teknolojik yenilikler ve gelişen iş modelleriyle iç içe geçmiş durumda. Önemli bir an, 2004 yılında Guatemala'lı bilgisayar bilimcisi Luis von Ahn'ın "Amaçlı Oyunlar" (Games With A Purpose - GWAPs) konseptini ortaya attığında geldi. Onun parlak fikri, o dönemin teknolojisi için zorlayıcı ancak insanlar için önemsiz olan görevleri atayarak insan zekasını bilgisayarları eğitmek için kullanmaktı – örneğin resimleri etiketlemek, metinleri yazıya dökmek veya verileri sınıflandırmak. Dahiyane yanı, bu emeği oyunlaştırmaktı, kullanıcıları işlerinin değerini tam olarak farkında olmadan katkıda bulunanlara dönüştürmekti.
Ayrıca Oku
- Yenilenebilir Enerji Sektöründe Eşi Görülmemiş Büyüme ve Düzenleyici Engeller
- Hızlanan Jeopolitik Değişimlerin Ortasında Küresel Ekonomik Görünüm
- Küresel İklim Eylemi, Finansman Açıkları ve Eşitsiz Yükler Nedeniyle Sekteye Uğruyor
- Profesyonel Haber İşlemede Kaynak İçeriğinin Kritik Rolü
- Küresel Ekonomik Büyüme, Kalıcı Enflasyon ve Sıkılaşan Para Politikaları Ortamında Engellerle Karşı Karşıya
Von Ahn'ın ilk büyük uygulaması ESP oyunu (Extrasensory Perception Game) oldu. Bu oyunda, rastgele eşleştirilen oyuncular, birbirleriyle iletişim kuramadan aynı resmi görüyorlardı. Amaçları, belirli bir süre içinde resmi tanımlamaktı ve tanımları eşleştiğinde puan kazanıyorlardı. Bu eşleşmeler, bir doğrulama mekanizması görevi görerek, resim etiketlerinin değerli bir veri kümesini oluşturdu. Potansiyeli fark eden Google, 2006 yılında bu konseptin lisansını alarak Google Image Labeler'ı yarattı. Bir yıl sonra von Ahn, insanları botlardan ayırt etmek için tasarlanmış bir sistem olan reCAPTCHA'yı başlattı. Kullanıcılar farkında olmadan, bu CAPTCHA'ları çözerken, optik karakter tanıma teknolojisinin çözemediği taranmış kitap ve gazetelerdeki kelimeleri yazıya döküyorlardı. Von Ahn, 2009'da reCAPTCHA'yı Google'a satarak, insan çabasının dijital olarak nasıl kullanılabileceği konusundaki etkisini pekiştirdi.
Yenilik bununla bitmedi. 2011'de von Ahn, dil öğrenimine kitle kaynak (crowdsourcing) modelini uygulayan Duolingo'yu kurdu. Kullanıcılar, ücretsiz dersler karşılığında metinleri çeviriyor ve resimleri etiketliyordu, böylece büyük ve yüksek kaliteli bir dil veritabanı oluşturuldu. Bu veriler daha sonra paraya çevrildi: yapay zeka modellerini eğitmek ve Duolingo'nun ticari İngilizce yeterlik testleri için kullanıldı.
New York Eyalet Üniversitesi (SUNY) Oswego'da İletişim Çalışmaları profesörü Ulises Ali Mejías, DW'ye verdiği demeçte bu gidişatı şöyle yorumladı: "Fikir, ortak iyiye katkıda bulunmak, bilgisayarların akıllı olmasına yardımcı olmak ve faydaların eşit olarak dağıtılmasıydı." Bunu sonuçla karşılaştırıyor: "Ancak hikaye böyle gitmedi, değil mi? Çünkü Luis von Ahn tüm bu ücretsiz verileri topladı, Google'a sattı ve ardından kârı bir sonraki projesi olan Duolingo'yu başlatmak için kullandı." Bu anlatı, ortak fayda için tasarlanan kolektif çabanın özel kârın temeli haline geldiği kritik bir değişimi vurguluyor.
Von Ahn'ın çalışmaları, eleştirmenlere göre, kullanıcıları ücretsiz işçilere dönüştürerek, büyük şirketlerin artık kullandığı veri para kazanma stratejilerinin temelini attı. Bu durum, 1960'larda Kuzey Kaliforniya'daki internet öncülerinin ve karşı kültür figürlerinin vizyonuyla keskin bir tezat oluşturuyor. Savaş karşıtı hareketten, topluluk yaşamından ve psikedelik keşiflerden etkilenen Stewart Brand (The WELL'in kurucusu) ve hatta Steve Jobs gibi isimler, teknolojiyi özgürleşme ve topluluk inşa etme aracı olarak görüyorlardı. Bu, Brand'in "Bilgi özgür olmak istiyor" sözüyle özetleniyordu.
Ancak Stanford Üniversitesi profesörü ve "From Counterculture to Cyberculture" kitabının yazarı Fred Turner, teknoloji aracılığıyla politikadan kaçma ütopyacı inancını "şaşırtıcı derecede naif" olarak nitelendiriyor. Şöyle savunuyor: "Siyasi ABD'yi geride bırakmış olabilirlerdi, ancak bir araya geldiklerinde ataerkil bir dünya inşa ettiler. Ve bunun bir şekilde hepimiz için bir ütopya yaratacağını düşünmek için yeterince naiftiler. Siyasiasiz bir dünya inşa edemezsiniz – bugünün internetinde gördüğümüz karşı kültürün dersi budur."
İnternetin ütopyacı aşaması kısa ömürlü olduğunu kanıtladı. Erken dönem teknoloji meraklıları, bu kolektif bilincin ticari potansiyelini hızla fark ettiler. Arama motorlarının geliştirilmesi, gelişmiş algoritmalar ve büyük ölçekli veri toplama bir dönüm noktası oldu. Mejías, "Bunu Facebook'un erken dönem ideolojisinde görüyoruz. Niyet şuydu: 'İzin almadan tüm bu verileri toplamama ve bunu paraya çevirebileceğim bir şeyi inşa etmek için kullanmama izin ver'" diyor.
Turner bu değişimi çarpıcı bir şekilde özetliyor: "Bağlantı çağından çıkarım çağına geçtik." Açıklıyor: "Dijital medya, çıkarım endüstrileri haline geldi. Artık petrol veya kömür gibiyiz, şirketlerin kaynakları çıkardığı ve sonra bunları ürün ve reklam şeklinde bize geri sattığı sosyal bir arazide kök salmış durumdayız." Bu metafor, kullanıcı etkileşiminin ve kişisel verilerin nasıl birer meta haline geldiğini güçlü bir şekilde gösteriyor.
Mejías ve Nick Couldry, "Data Grab: The New Colonialism of Big Tech and How to Fight Back" (Veri Kapma: Büyük Teknolojinin Yeni Sömürgeciliği ve Nasıl Karşı Koyulur?) adlı kitaplarında, mevcut veri çıkarma ölçeğiyle çarpıcı bir tarihsel paralellik kuruyorlar: sömürgecilik. Couldry DW'ye, "Arazi gaspı, veri gaspına dönüştü; küçük bir elitenin her şeyi gasp etmesi söz konusu. Ve bu, sömürgeciliğin başlangıcında tam olarak gelişen şeydir: her şeyi almayı haklı çıkaran bir zihniyet" diyor. Yapay zekanın, bu yeni dijital sömürgecilik biçiminin "pastanın üzerindeki krema"sı olan bu çıkarım mantığının mantıksal devamı olduğunu savunuyor.
Özgürlük ve bağımsızlık vaadininin ilk ilanından otuz yıl sonra, internet birkaç baskın şirketin elinde konsolide olmuş durumda. Ancak direniş belirtileri de ortaya çıkıyor. Mejías ve Couldry, veri merkezi inşaatlarına karşı çıkan yerel hareketlere ve daha iyi çalışma koşulları talep eden gig ekonomisi çalışanlarına işaret ediyor. Genç neslin değişim potansiyeline umut bağlıyorlar.
İlgili Haberler
- Roketin Atmosfere Geri Dönüşünden Kaynaklanan Metal Kirliliği İlk Kez Tespit Edildi
- Süper Kütleli Kara Delikler Etrafındaki Enerjetik Türbülansı İncelemek
- Endonezya, Yasa Dışı İçerik ve Çocuk Korumaya Yönelik Endişeler Sonrası Grok Yasağını Sıkı Düzenleyici Koşullarla Kaldırdı
- Cooler Master Cosmos Alpha: PC Meraklıları İçin Devasa Bir Tuval
- AMD Ryzen 7 9850X3D ve 32 GB DDR5 RAM İçin 350 Dolarlık Dev İndirim, Sadece 650 Dolara - Epic Newegg Kombosu
Ancak son anketler artan bir hayal kırıklığını ortaya koyuyor. İngiltere'deki gençlerin neredeyse yarısı, internet olmadan büyümeyi tercih edeceklerini belirtmiş. Benzer çalışmalar, ABD'li gençlerin önemli bir kısmının ve İngiltere'deki Z kuşağının sosyal medyayı refahları için zararlı gördüğünü gösteriyor.
Turner'a göre, ileriye giden yol temel bir yeniden yönlendirme gerektiriyor: "Dikkatimizi makinelere değil, siyasete odaklamalıyız. Bu makinelerin ortak iyilik için ne yapmasını istediğimizi düşünmeliyiz. Karşı kültürün yapmadığı şey budur ve şimdi yapmamız gereken de budur." Bu eylem çağrısı, teknolojinin toplumdaki rolüyle ilgili bilinçli, siyasi olarak motive edilmiş karar alma ihtiyacını vurguluyor.